4 Ağustos 2013 Pazar

Onu çok iyi tanıyorum, bekle tanıyorsun!

Öyle değil o.

Anlattıklarınız karşınızdakinin anladığı kadardır falanla açıklanacak bir şey değil. Sır bu, bunu bilsek zaten bilinmezliklerin anahtarını buluruz. Kimse intihar etmez, kimseyi üzmeyiz, biliriz tanırız onun en aksi en gizli huylarını. Gönül dağının eteklerine emeklemekle olur birini tanımak. Ömrümüzün son anına kadar, birisi kendini bize anlatsa misal eşimiz dinlese, yine de tam anlamıyla tanıyamaz, anlayamaz, kullanılan kelimenin gerçekliğiyle pratiği farklıdır. Aynı karakterdeki adam, farklı biriyle evlenseydi aynı bir karakter devinimi geçirebilir miydi? Tanıyamayız, peki nasıl ömürler sürer gider?

Hissedersiniz, sizi tamamlayacağını düşünürsünüz. İçinizdeki fırtınalardan kurtuluş limanı olarak bakarsınız ona ve sığınırsınız. Güzellik değildir sizi kandıran, zannedersiniz ki yüzü güzel, gülüşü güzel, vücudu güzel. Size hitap eden şeyler bunlardır belki, ama içinize işleyen, yani bir ömür onunla olmaya sizi ikna eden anlattıklarıdır, sizi kandırmasıdır açıkçası. Ne kadar kanarsanız birbirinize, o kadar unutursunuz gerçekleri. Bu yüzdendir eşlerin alttan alması, unutması, hatırlamaması. Ama yetmez bu kimi zaman haklısınız, vefa, feda, cefa dahası körlük gerektirir. Yokluk gerektirir, onun yanında yok olmanız lazımdır ki birliktelik var olabilsin.

Geçmişteki acılarınızı kim ne kadar bilebilir ki? Ne kadar anlayabilir, ne kadar hissedebilir siz anlatsanız bile. Gözyaşlarınızın onurunuzda bıraktığı izleri hangi gözlük gösterebilir veya hangi teknoloji. Umut saçarken etrafa, içinizdeki çöl olmuş umut tarlalarında ne çiçeklerin kurumaya yüz tuttuğunu kim bilebilir. Umut fakirin ekmeğidir Cem Karaca’nın dediği gibi, gönül fakirliğinin ekmeği. Tek liman, bedavadır. Bu yüzdendir ki en kanlı diktatörler sadece umut ve nefret vererek halklarına onları ölüme götürmüştür parka götürür gibi.

Diyor ya Ludwig Wittgenstein “Dünya bir araya gelse, bir kişinin çektiği acıyı çekemez”. Kim bilebilir evladını kaybetmiş bir annenin acısını. 7 Milyar toplansak, ağlasak ne kadar hissederiz o acıyı. Yarini kaybetmiş bir gencin gözyaşlarının ciğere bıçak gibi saplandığını kim anlar? Güldüğü halde maskesinden utanan bir babanın acısını hangi cihaz ölçebilir? Geçmişinin izini hangi silgi silebilir bir onuru süpürge yapılmış bir gencin? Kim durdurabilir tecavüze uğrayan bir kadının zihnindeki hayallerin seri katil gibi onu her gün öldürmesini.


Çok şey anlatmak istiyor insan da, olmuyor bazen.

Bir kardeşimin bana ilk söylediğinde beni derinden etkileyen bir beyti de alalım:

Harabat ehlini hor görme Zakir
Yıkık viranelerde hazineler var.



Esen Kalın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder