Öyle değil o.
Anlattıklarınız karşınızdakinin anladığı kadardır falanla
açıklanacak bir şey değil. Sır bu, bunu bilsek zaten bilinmezliklerin
anahtarını buluruz. Kimse intihar etmez, kimseyi üzmeyiz, biliriz tanırız onun
en aksi en gizli huylarını. Gönül dağının eteklerine emeklemekle olur birini
tanımak. Ömrümüzün son anına kadar, birisi kendini bize anlatsa misal eşimiz
dinlese, yine de tam anlamıyla tanıyamaz, anlayamaz, kullanılan kelimenin
gerçekliğiyle pratiği farklıdır. Aynı karakterdeki adam, farklı biriyle
evlenseydi aynı bir karakter devinimi geçirebilir miydi? Tanıyamayız, peki
nasıl ömürler sürer gider?
Hissedersiniz, sizi tamamlayacağını düşünürsünüz. İçinizdeki
fırtınalardan kurtuluş limanı olarak bakarsınız ona ve sığınırsınız. Güzellik değildir
sizi kandıran, zannedersiniz ki yüzü güzel, gülüşü güzel, vücudu güzel. Size hitap
eden şeyler bunlardır belki, ama içinize işleyen, yani bir ömür onunla olmaya
sizi ikna eden anlattıklarıdır, sizi kandırmasıdır açıkçası. Ne kadar
kanarsanız birbirinize, o kadar unutursunuz gerçekleri. Bu yüzdendir eşlerin
alttan alması, unutması, hatırlamaması. Ama yetmez bu kimi zaman haklısınız,
vefa, feda, cefa dahası körlük gerektirir. Yokluk gerektirir, onun yanında yok
olmanız lazımdır ki birliktelik var olabilsin.
Geçmişteki acılarınızı kim ne kadar bilebilir ki? Ne kadar
anlayabilir, ne kadar hissedebilir siz anlatsanız bile. Gözyaşlarınızın onurunuzda
bıraktığı izleri hangi gözlük gösterebilir veya hangi teknoloji. Umut saçarken
etrafa, içinizdeki çöl olmuş umut tarlalarında ne çiçeklerin kurumaya yüz
tuttuğunu kim bilebilir. Umut fakirin ekmeğidir Cem Karaca’nın dediği gibi,
gönül fakirliğinin ekmeği. Tek liman, bedavadır. Bu yüzdendir ki en kanlı
diktatörler sadece umut ve nefret vererek halklarına onları ölüme götürmüştür
parka götürür gibi.
Diyor ya Ludwig Wittgenstein “Dünya bir araya gelse, bir
kişinin çektiği acıyı çekemez”. Kim bilebilir evladını kaybetmiş bir annenin
acısını. 7 Milyar toplansak, ağlasak ne kadar hissederiz o acıyı. Yarini
kaybetmiş bir gencin gözyaşlarının ciğere bıçak gibi saplandığını kim anlar?
Güldüğü halde maskesinden utanan bir babanın acısını hangi cihaz ölçebilir?
Geçmişinin izini hangi silgi silebilir bir onuru süpürge yapılmış bir gencin? Kim
durdurabilir tecavüze uğrayan bir kadının zihnindeki hayallerin seri katil gibi
onu her gün öldürmesini.
Çok şey anlatmak istiyor insan da, olmuyor bazen.
Bir kardeşimin bana ilk söylediğinde beni derinden etkileyen bir beyti de alalım:
Harabat ehlini hor görme Zakir
Yıkık viranelerde hazineler var.
Esen Kalın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder