5 Ağustos 2013 Pazartesi

Kafka'nın Karıştırdıkları!

Kafka’nın davasını bilirsiniz, belki de Adaletin bu kadar sarmaşık ve yapay bir şey olduğunu onun kadar iyi anlatamamıştır. Leğenlerde çamaşır yıkayan kadınların arasından mahkeme salonuna geçersiniz. Varın siz düşünün size adalet verecek hakimin iş güzarlığını. Mevzumuz dava adalet falan değil tabi ki. Korktuklarımız. Yaşadığımız veya yaşamadığımız, veya yaşamaktan korktuğumuz korkularımız.

Kimi zaman terk edilmek, kimi zaman terk etmek, kimi zaman yok sayılmak, kimi zaman önemsenmemek, duyulmamak, amiyane tabirle kazınmamak. Öyle büyük korkarız ki yok sayılmaktan, birisine verilecek en büyük cezadır belki onu yok saymak, tek kişi bile kalsa onu görmemiş gibi davranmak, onun için saniyelerin saatler sürmesi demek. Aaa görmedim, yeni gördüm diye yalan atmamızın nedeni budur, bal gibi görmüş sesini duymuş hatta kokusunu bile hatırlamışızdır ama yeni gördüm diye sallarız o bize gelene kadar. Böyledir insanoğlu, yalan atmayı bile doğruluk üzerinden yapar.

Bütün ilgiyi üzerine toplamış birisinin olduğu bir ortama girdiğinizde o şahsiyete selam vermediğiniz an fark edilirsiniz, hem de oranın ilgi odağı kişisi tarafından. Nasıl olur da bana merhaba demez bunca insan etrafımdayken diye sitem eder, çünkü içeriye giren erkek-dişi sinek bile olsa selam vermelidir ona. İşte en büyük dikkati çekmektir görmezden gelmek, ama samimi olduğunuz yerlerde yapmayın ters teper.


“ Aylar sonra ilk defa gözlerim bir işe yarayacak seni görerek” demiş Kafka Milena’ya Mektuplar’da, işte o görecek gözlerden korkar mesela insan. Veya göremediği günlerin acısını hisseder belki de tekrar göremeyecek olmanın gerçekliğini hissetmiştir derinlerde. Toz pembe bir dünyanın tozunun siyahlığıdır onu korkutan. Gerçeklere yaklaştıkça ortaya çıkan beyaz yalanların ürkütmesi de olabilir kişiyi. Umudunu kaybetme diyenlerin azalması da olabilir, Umut fakirin ekmeğidir diye dalga geçenlerin esintisi de olabilir. Korkudur bu. Bir gün önce size merhaba demesi için can attığınız kişinin, ertesi gece yolunuza çıkma korkusudur. İnsandır çünkü nihayetinde, umut fakirin ekmeği olmaktan ziyade, umut fakirin; sevgi fakirinin, aşk fakirinin düşler bahçesindeki ulaşılmaz meyve olmuştur. Meraklandırır, gösterir ama vermez. Ses eder gülümser sana belki su damlalarıyla ama sen çöl olduğunda matarasına koyar suyu. Karışık mı? Evet duygular da böyle, gerçekten çok karışık.

Esen kalın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder