Korkuların, arzuların, kaygıların çoğalması insan için en
kötü şeylerden birisi olsa gerek. Düşünemez, düşündüğünüz kadarını ifade edemez
hatta bazen ifade ettiğinizi bile anlayamaz hale gelirsiniz. Bunlardan
kurtulmak gerek deseniz, bunu fark etseniz ve buna uğraşsanız bile
başaramazsınız. Kaygı, korku ve arzunuza neden olan şey, ya terk edilmeli ya da
üstüne gidilmeli veyahut da elde edilmelidir. Peki hepsinin buluştuğu bir
paydada bir kriz varsa, işte o zaman ya yok etmeli veya yok olmalısınız.
İnsan kendinde eksik olanı sever der Artur Schopenhauer,
belki de birine delice bağlanmamız bundandır. Ama eksik olan şeye karşı
duyduğumuz hayranlık, kişinin kendisinde bir yok olma, bir tükenmeye yol
açıyorsa bu çok yıpratıcı ve bir o kadar da zorlayıcıdır. Bütün adımların uğrak
noktası haline gelir eksikliğiniz, her şeyi onun üzerinden geçerek halletmeye
çalışırsınız. Çünkü artık o eksiklikte kaybolmuşsunuzdur, o siz olmuştur.
Peki bu tamamıyla kötü bir şey mi? Elbette hayır. Hatta,
asla.
Çünkü insanın bir şeyi istemesi onun eksikliğini hayatta
hissetmesi ile alakalıdır. Onu elde etmek, onun yokluğundan daha baskın
gelmiştir. Peki bir insanın hayatta en çok neyin eksikliğini hisseder? Neyi çok
isterse onu. Hayalindeki meslekse mesela, ya da olmak istediği karaktere sahip
kişiyi idol belirlemesi. Alplerde gidip yalnız başına yaşamak istemesi,
yalnızlığı duyduğu hayranlıktandır. Peki bir insanın hayatta, bir kişiyi
istemesi nedir? Onda kaybolmayı istemesi, gece uyurken ona uyuması, susarken
ona susması sadece, yürürken ona gitmesi yürüdüğü yol ona gitmese bile. Güneşin
kızgınlığına, ona hürmeten katlanması, soğukla arkadaş olması dişleri
zangırdasa bile.
Bu aslında eksiklik değil, tamamıyla bir yokluğun
göstergesi. Onun yokluğunun, ona duyulan susuzluğun, arzunun, kaygının,
korkunun. İşte bu duyguların çoğalması kötü bir şey değildir, bilakis daha
fazla bağlar insanı hayata. Umutlu olmak için kişisel gelişim seminerlerine
falan katılmanız gerekmez, büyüklerden motivasyon konuşmalarına da ihtiyaç
duymazsınız. Gönlünüz öyle dinginleşir ki, kalp akla hitap eder, ama daha
iletişimcidir. Hayata daha dik durur, daha izzetli bakarsınız her şeye. Aslında
insan eksik olan sevmez, yok olanı sever. Eksiklik tamamlanabilir, ama yokluk
öyle değildir. Yokluk ancak varlıkla yer değiştirirse değer kazanır.
Uzun zamandır yokluk vardı hayatımda, hem de baya uzun
zamandır. Şimdilerde varlığın sefasını sürüyorum, varlığının.
Bence insan, bir çift bakışla, ömrünü bitirebilir, yeterdir
bu. Ben öyle yapacağım mesela. Buradaki mesela, öylesine anlamına değil bu
sefer, belirtelim.
Varlığın varlığım.
Esen kalın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder