Emirgan çiçeklerini anlatmayacağım size. Geçmişte hepimizin
düşündüğü o gelmesini beklediği sevgiliyi de. Kurduğumuz hayallerin Süper
Mario’yu bitirme ve Prensesi kurtarma üzerine kurulu olduğunu da. Tanju’yla
Gerson’un yaptığı hareketi yapmaya çalışmakla geçen çocukluğumuzu da. Yalan
rüzgarı hastası evleri ve –klasiktir- Dallas izlerken yapılan hırsızlıkları da.
Mahallenin Muhtarları’nı da yazmayacağım, oradaki Müzeyyen Teyzeyi veya Temel’i
de. Ama Fadime ablanın kalbine de atıf selam etmeden geçmeyelim yine de.
Makus talihimizin hep aynı yanlışlara bizi götürmesini de
bugün konuşmayalım. Fenerbahçe’nin 3-0’dan 4-3’lük galibiyetine canlı canlı
şahit olmanın gururu da bakir kalsın şimdilik. Mesela Aşktan bahsedelim bugün
biraz. Leyla ile Mecnun’unkini falan değil tabii, haddimiz değil. Öyle Elif
Şafak gibi Büyük Evliya’yı maskülen veya feminen karışımı duygularla anlatıp
prim yapmaya da çalışmayalım, madde bütün varlığımızı sarmasın. Paranın uzak
kalması gereken duyguları kirletmeyelim cümle mühendisliği yeteneğimizi
kullanıp.
İlk duyduğumuz şarkıyı unutmayız sabahları, akşama kadar
dilimizde hep o vardır. Sanki o günün şarkısı oymuş, bütün program ona göre
gidecekmiş gibi. O gün ortaya çıkan bütün duygular o şarkının duygu kalıbından
çıkar sanki o gün. İlkler öyledir işte hep unutulmaz, gönül telinizi
tıngırdatan bir güzelin ilk mesajını unutmazsınız mesela. Size ilk teşekkürünü
sanki dünya bir araya gelerek size yapmış gibi sevinirsiniz. Hele sizi ilk
gördüğünde hissettiğiniz heyecan, bir daha görülmeyecek bir rüyaymış gibi
gelir. Onun heyecanındaki saflık size öyle bir hırs verir ki, onun için
yaşanmalı sadece bundan sonra dersiniz.
Niçin böyledir bilimsel açıklama yapmayacağız elbet. Ama
fıtrattır bu, insanın sevgiye ve ilgiye karşı açlığının ve acizliğinin sonucu.
Yaratıcının bir gösterisidir görebilene, mesela Afrika’ya hizmet etmek için
giden birisinden bir telefon aldığınızda (şimdi mesela) dünya üzerindeki her
şeyin anlamsızlaştığını anlıyorsunuz. İhtiyacınız olan şeyin maddi sevgi
olmadığını veya maddeden beslenmediğini anlamış oluyorsunuz.
En nihayetinde aşktan nerelere gittik. Aşk böyle bir şey
işte, bütün duyguların membaı, annesi çıkış yolu. En başta mutluluğun, yok
oluşun, samimiyetin, mananın, maneviyatın. Anlamsızca yaşanılan eski günlere
duyulan nefretin yegane hatırlatıcısıdır aşk. Üç harfli bir roman, bir saniyede
okunabilecek fakat bir ömür anlaşılamayacak olan kelime. Kelamların sancaktarı.
Gönlünüzün ölüm ilanı. Neyse aşk temanız ona doğru nefes alıp verirsiniz artık.
Benim ki öyle mesela. Başka şehirlerde olmanın verdiği özlem
olabilir teması. Onu hayal ederken hissedilen duyguların kağıda dökülemeyişinin
verdiği hazımsızlıktır acizliğe karşı. Ona giderken yolda, yıkık dökük yerlerin
bile saraylar gibi görünmesidir abartısız. Güneşin sıcaktan yakışını ufak bir
göz kırpıştır onun kadar beni yakamazsın diye :)
En iyi dilekleri onun için yapmak, en yanık duaları onun
için göndermektir Rabbine. Ne olduğunu anlamadan her bir an sebepsiz yere onu
akla getirmek, hatta bir anda dalıp gitme deyiminin sadece ona isnat edilmiş
olduğu gerçeğidir. İftar sofrasında ilk ve son duanın ona yapılmasıdır teması.
İçilen ilk suda keşke bu bardağın karşısında o olsaydı hayıflanışıdır. Sevginin
iftarıdır o sevgiliye açılan :)
Yine yeniden her gün aynı duyguyla kavruluştur. Onun baş
aktörü olduğu hayallerin heyecanıdır. Ayın pencereden birlikte bakmak mesela,
aynı soğukta üşümek, aynı yolda fakat aynı bedende yürümek, aynı anı iç içe
yaşamak, unutarak zamanı. Aynı olmak her an, her gülüşte, her sözcükte ve her
cümlede.
Zamandır mesela aşkın diğer dostu. Her şeyin bir zamanı
vardır, yalnız aşk, her zamandır dedirtir insana. Çünkü saate baktığında onu
hatırlar, zamanın geçtiğini hatırlatan bir olay olduğunda ilk o damlar aklın
satır aralarına. İlk kalp atışları yine ona hızlanır normal seyrinden. İlk bakış
hatırlanır, ilk merhaba, ilk gülümseme, ilk heyecan, ilk çarpıntı.
Aşkın tarifini yapamaz kimse, tarifsizliğidir zaten onu aşk
yapan. En güzel yüz onda, en güzel gülüş onda, en güzel bakış ondadır artık,
eskidekiler modası geçmiş bir elbise gibidir sizin için, sadece bir yerde
görünce hatırlarsınız. Ama artık sizin modanız odur ölüme kadar. Attığınız
adımlardan eminsinizdir ona doğru giderken, beyazlığın simgesidir ismi. Odur
artık sizi siz yapan, her şey odur, o her şeydir.
Esen Kalın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder