30 Temmuz 2013 Salı

Neyi Anlatabildiysek



Emirgan çiçeklerini anlatmayacağım size. Geçmişte hepimizin düşündüğü o gelmesini beklediği sevgiliyi de. Kurduğumuz hayallerin Süper Mario’yu bitirme ve Prensesi kurtarma üzerine kurulu olduğunu da. Tanju’yla Gerson’un yaptığı hareketi yapmaya çalışmakla geçen çocukluğumuzu da. Yalan rüzgarı hastası evleri ve –klasiktir- Dallas izlerken yapılan hırsızlıkları da. Mahallenin Muhtarları’nı da yazmayacağım, oradaki Müzeyyen Teyzeyi veya Temel’i de. Ama Fadime ablanın kalbine de atıf selam etmeden geçmeyelim yine de.

Makus talihimizin hep aynı yanlışlara bizi götürmesini de bugün konuşmayalım. Fenerbahçe’nin 3-0’dan 4-3’lük galibiyetine canlı canlı şahit olmanın gururu da bakir kalsın şimdilik. Mesela Aşktan bahsedelim bugün biraz. Leyla ile Mecnun’unkini falan değil tabii, haddimiz değil. Öyle Elif Şafak gibi Büyük Evliya’yı maskülen veya feminen karışımı duygularla anlatıp prim yapmaya da çalışmayalım, madde bütün varlığımızı sarmasın. Paranın uzak kalması gereken duyguları kirletmeyelim cümle mühendisliği yeteneğimizi kullanıp.

İlk duyduğumuz şarkıyı unutmayız sabahları, akşama kadar dilimizde hep o vardır. Sanki o günün şarkısı oymuş, bütün program ona göre gidecekmiş gibi. O gün ortaya çıkan bütün duygular o şarkının duygu kalıbından çıkar sanki o gün. İlkler öyledir işte hep unutulmaz, gönül telinizi tıngırdatan bir güzelin ilk mesajını unutmazsınız mesela. Size ilk teşekkürünü sanki dünya bir araya gelerek size yapmış gibi sevinirsiniz. Hele sizi ilk gördüğünde hissettiğiniz heyecan, bir daha görülmeyecek bir rüyaymış gibi gelir. Onun heyecanındaki saflık size öyle bir hırs verir ki, onun için yaşanmalı sadece bundan sonra dersiniz.

Niçin böyledir bilimsel açıklama yapmayacağız elbet. Ama fıtrattır bu, insanın sevgiye ve ilgiye karşı açlığının ve acizliğinin sonucu. Yaratıcının bir gösterisidir görebilene, mesela Afrika’ya hizmet etmek için giden birisinden bir telefon aldığınızda (şimdi mesela) dünya üzerindeki her şeyin anlamsızlaştığını anlıyorsunuz. İhtiyacınız olan şeyin maddi sevgi olmadığını veya maddeden beslenmediğini anlamış oluyorsunuz.

En nihayetinde aşktan nerelere gittik. Aşk böyle bir şey işte, bütün duyguların membaı, annesi çıkış yolu. En başta mutluluğun, yok oluşun, samimiyetin, mananın, maneviyatın. Anlamsızca yaşanılan eski günlere duyulan nefretin yegane hatırlatıcısıdır aşk. Üç harfli bir roman, bir saniyede okunabilecek fakat bir ömür anlaşılamayacak olan kelime. Kelamların sancaktarı. Gönlünüzün ölüm ilanı. Neyse aşk temanız ona doğru nefes alıp verirsiniz artık.





Benim ki öyle mesela. Başka şehirlerde olmanın verdiği özlem olabilir teması. Onu hayal ederken hissedilen duyguların kağıda dökülemeyişinin verdiği hazımsızlıktır acizliğe karşı. Ona giderken yolda, yıkık dökük yerlerin bile saraylar gibi görünmesidir abartısız. Güneşin sıcaktan yakışını ufak bir göz kırpıştır onun kadar beni yakamazsın diye :)

En iyi dilekleri onun için yapmak, en yanık duaları onun için göndermektir Rabbine. Ne olduğunu anlamadan her bir an sebepsiz yere onu akla getirmek, hatta bir anda dalıp gitme deyiminin sadece ona isnat edilmiş olduğu gerçeğidir. İftar sofrasında ilk ve son duanın ona yapılmasıdır teması. İçilen ilk suda keşke bu bardağın karşısında o olsaydı hayıflanışıdır. Sevginin iftarıdır o sevgiliye açılan :)

Yine yeniden her gün aynı duyguyla kavruluştur. Onun baş aktörü olduğu hayallerin heyecanıdır. Ayın pencereden birlikte bakmak mesela, aynı soğukta üşümek, aynı yolda fakat aynı bedende yürümek, aynı anı iç içe yaşamak, unutarak zamanı. Aynı olmak her an, her gülüşte, her sözcükte ve her cümlede.

Zamandır mesela aşkın diğer dostu. Her şeyin bir zamanı vardır, yalnız aşk, her zamandır dedirtir insana. Çünkü saate baktığında onu hatırlar, zamanın geçtiğini hatırlatan bir olay olduğunda ilk o damlar aklın satır aralarına. İlk kalp atışları yine ona hızlanır normal seyrinden. İlk bakış hatırlanır, ilk merhaba, ilk gülümseme, ilk heyecan, ilk çarpıntı.

Aşkın tarifini yapamaz kimse, tarifsizliğidir zaten onu aşk yapan. En güzel yüz onda, en güzel gülüş onda, en güzel bakış ondadır artık, eskidekiler modası geçmiş bir elbise gibidir sizin için, sadece bir yerde görünce hatırlarsınız. Ama artık sizin modanız odur ölüme kadar. Attığınız adımlardan eminsinizdir ona doğru giderken, beyazlığın simgesidir ismi. Odur artık sizi siz yapan, her şey odur, o her şeydir. 



Esen Kalın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder