6 Ağustos 2013 Salı

Bayramı Beklerken...

Ramazanı beklemek gibiydi Bayramı beklemek. Çarşı pazar dolaşılırdı, alınırdı iftarlık sahurluk malzemeler. İlk sahura mutlaka kalkılırdı, çay bardağının sesini duyururduk semaya, Rabbimize, senin rahmetinle bizim ayımıza ulaştık Rabbim, bak sahura kalktık bu eve Rahmet bereket nazarınla bak diye dua edercesine çıkarılırdı o ses. Sahurdan sonra hemen yatmazdı evin annesi, yatamazdı malum. Aylardan sonra o vakitte bir şey yemenin farklılığıyla dolanılırdı evde ve yatakta sağa sola. Oruçlu bünyeyle okula gidiyorsa çocuk hafif afacanlıkla hissettirirdi bunu, o zamanlar oruçlu olmayan çocuklar bile takdir ederdi seni, bugünkü gibi saygı bekleme ihtiyacı hissedilmezdi. küçücük bedenler ellerindeki kocaman tostları saklardı bir köşede yemek için, kantinlerin camları gazeteyle kaplı. Şimdi de olsun istediğimizden değil, hani nerde o eski Ramazanlar dememize neden olan güzelliklerden olduğu için yazdık. O hassasiyetti bereketli kılan o ayı, tutanların değil tutmayanların da bir o kadar nasiplenmesindendi saygı göstererek.

İftarı beklemek daha başkaydı. Öyle her kanalda kamyon kamyon program olmazdı, paraya bu kadar dökülmemiş program başına 10'binler alan Katipoğlu Satıroğlu yoktu ekranlarda. TRT yapardı bir program ona da iftar saatinden haberi olsun için bakardı insanlar. O yüzdendir iftarın keyfiyeti ailece artardı. Sofraya herkes bir şey getirir götürürdü evin Reisi hariç. İftara gidileceği zaman eve her gelen erkek pide alır, hanımlar çorba börek neyin yapar götürürdü. Teravihe erkekler birlikte gider, eğer Anane veya Babaanneler'de toplanıldıysa teravihten sonra kardeşlerden birine gidilirdi daha rahat muhabbet-çay için. Hanımlar da o arada bulaşığı paylaşırdı, evine gidilecek erken yol alırdı çayı koymak için. Heyecan sahurda başlar diğer sahura kadar sürerdi. Söyleyin şimdi, böyle bir heyecan varken memnuniyet üzerine, Hazreti Allah memnuniyetini yağdırmaz mıydı o günlere gecelere? O yüzden eski Ramazanlar işte. 

Bayrama yaklaştıkça yeni kıyafet heyecanı, en fakirinden en zenginine. Fakiri de zengindi eski Ramazanlarda. Zekattı fitreydi daha hakkıyla götürülürdü, kumaştan bir metre fazla alınır götürülürdü istediğini diksin diye, çorap bir çift fazla. Ramazan öyle rahmetti işte herkese. Herkes aslını neslini bilir öyle giderdi çarşıya, Ayşe Ablanın çocukları da hatıra gelirdi hep. Bayrama az kaldıkça sahurlar daha heyecanlı olur, alınan kıyafetler yatakların baş ucuna, ayakkabıysa yeni alınan yatağın içine kadar girerdi. Her şey ve herkes nasiplenirdi o bereketin heyecanından. 

Hele Bayram Sabahı.

Sabah namazına herkes kalkar, Reis güneşi ailenin üstüne doğmasın diye uğraşırdı. Öyle eşofmanlar falan değil, Bayramlıklar giyilirdi, anne özenle giydirirdi çocuğunu. Bayramdı çünkü bu, Hz. İbrahim'in oğlunu kurban etmeye götürürken giydirip süslemesindeki heyecan neyse bu da oydu. Rabbinin onu affedişine gidiyordu herkes camiye. Tekbirini getiriyordu hafif sesli, kul duymazdı belki de Rabbi de ona "Lebbeyk" diye nida ediyordu. "BUYUR EY KULUM"

Namaz için sığmazdı kimse camilere, yollar bahçeler. Herkes seccadesini kartonunu paylaşırdı, kimse boşta kalmasın diye herkes başkasının namazını düşünürdü kendini değil, bu yüzden bayramdı, bu yüzden Hz. Allah affetmeye kasem etmişti kullarını, bu kendi nefsini öteleyişten. Namaz biter, kuyrukta beş dakika bekleyemeyen, yemeği geç gelince kızan insanlar, İmam Efendi'nin son cümleleriyle Bayramlaşmak için halkaya geçerdi. O halka büyüdükçe büyürdü, gidenler olurdu tabii, zaten o giderlerden dolayı gitmedi mi eski Ramazanlar. Kalanlarla birlikte mahalle harman olurdu, Bayramın Mübarek olsun, Hayırlı Bayramlar, Bayramın Bayram ola diyen yüreklerle bezenirdi o heyecan. Hz. Allah meleklerini gönderirdi işte o gönüllere, gidin de görün kullarımı; benim onları affımı bakın nasıl kutluyorlar. İçki içerek değil, sapıtarak değil, aslını ve kulluğunu unutarak değil; bilakis acziyetini hatırlayarak: Affedilişimiz mübarek olsun, Hz. Allahın rahmeti bereket olsun diyerek kutluyorlar. 

Evde ev halkı bekler camiden gelecekleri, kahvaltıya oturulmadan Bayramlaşılır önce, herkes Babanın elini öper, yaşı ondan büyük olsun küçük olsun Hanım da eşinin elini öperdi. Bayram böyle tebrik edilirdi. Sanki şimdi yok mu diyenlere, elbet var ama gerçekten eski Ramazanlar kadar mı?

Ah işte, Eski Ramazanlar.

Siz de usandınız da bırakın bu yazıda diyelim istediğimiz kadar öyle. Yarın Bayram, bugün arefe. Bilmek lazım kadrini kıymetini, küslük acizlerin işidir, nefret kin keza. Küçük küçüklüğünü bilmesin varsın, büyük kibirlensin dursun, sen uzat elini, biliriz ki veren al alan elden üstündür. 

Bayramınız Bayram olsun, Bayramı beklerken, Bayramınız Suriye'nin de Bayramı olsun, Mısır'ın da, Somali'nin de. 

Yahya Kemal'in Süleymaniye'de Bayram Sabahı şiiriyle de tamam olsun yazı.

Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye'de
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.

Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı
Adamış sevdiği Allah'ına bir böyle yapı.
En güzel mabedi olsun diye en son dinin
Budur öz şekli hayal ettiği mimarının.
Senelerden beri ru'yada görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.

Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını
Görüyor varliğının bir yere toplandığını;
Büyük Allah'ı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses...



Esen Kalın...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder