Ramazanı beklemek gibiydi Bayramı beklemek. Çarşı pazar
dolaşılırdı, alınırdı iftarlık sahurluk malzemeler. İlk sahura mutlaka
kalkılırdı, çay bardağının sesini duyururduk semaya, Rabbimize, senin
rahmetinle bizim ayımıza ulaştık Rabbim, bak sahura kalktık bu eve Rahmet
bereket nazarınla bak diye dua edercesine çıkarılırdı o ses. Sahurdan sonra
hemen yatmazdı evin annesi, yatamazdı malum. Aylardan sonra o vakitte bir şey
yemenin farklılığıyla dolanılırdı evde ve yatakta sağa sola. Oruçlu bünyeyle
okula gidiyorsa çocuk hafif afacanlıkla hissettirirdi bunu, o zamanlar oruçlu
olmayan çocuklar bile takdir ederdi seni, bugünkü gibi saygı bekleme ihtiyacı
hissedilmezdi. küçücük bedenler ellerindeki kocaman tostları saklardı bir
köşede yemek için, kantinlerin camları gazeteyle kaplı. Şimdi de olsun
istediğimizden değil, hani nerde o eski Ramazanlar dememize neden olan
güzelliklerden olduğu için yazdık. O hassasiyetti bereketli kılan o ayı,
tutanların değil tutmayanların da bir o kadar nasiplenmesindendi saygı göstererek.
İftarı beklemek daha başkaydı. Öyle her kanalda kamyon
kamyon program olmazdı, paraya bu kadar dökülmemiş program başına 10'binler
alan Katipoğlu Satıroğlu yoktu ekranlarda. TRT yapardı bir program ona da iftar
saatinden haberi olsun için bakardı insanlar. O yüzdendir iftarın keyfiyeti
ailece artardı. Sofraya herkes bir şey getirir götürürdü evin Reisi hariç.
İftara gidileceği zaman eve her gelen erkek pide alır, hanımlar çorba börek
neyin yapar götürürdü. Teravihe erkekler birlikte gider, eğer Anane veya Babaanneler'de
toplanıldıysa teravihten sonra kardeşlerden birine gidilirdi daha rahat
muhabbet-çay için. Hanımlar da o arada bulaşığı paylaşırdı, evine gidilecek
erken yol alırdı çayı koymak için. Heyecan sahurda başlar diğer sahura kadar
sürerdi. Söyleyin şimdi, böyle bir heyecan varken memnuniyet üzerine, Hazreti
Allah memnuniyetini yağdırmaz mıydı o günlere gecelere? O yüzden eski
Ramazanlar işte.
Bayrama yaklaştıkça yeni kıyafet heyecanı, en fakirinden en
zenginine. Fakiri de zengindi eski Ramazanlarda. Zekattı fitreydi daha hakkıyla
götürülürdü, kumaştan bir metre fazla alınır götürülürdü istediğini diksin
diye, çorap bir çift fazla. Ramazan öyle rahmetti işte herkese. Herkes aslını
neslini bilir öyle giderdi çarşıya, Ayşe Ablanın çocukları da hatıra gelirdi
hep. Bayrama az kaldıkça sahurlar daha heyecanlı olur, alınan kıyafetler
yatakların baş ucuna, ayakkabıysa yeni alınan yatağın içine kadar girerdi. Her
şey ve herkes nasiplenirdi o bereketin heyecanından.
Hele Bayram Sabahı.
Sabah namazına herkes kalkar, Reis güneşi ailenin üstüne
doğmasın diye uğraşırdı. Öyle eşofmanlar falan değil, Bayramlıklar giyilirdi,
anne özenle giydirirdi çocuğunu. Bayramdı çünkü bu, Hz. İbrahim'in oğlunu
kurban etmeye götürürken giydirip süslemesindeki heyecan neyse bu da oydu.
Rabbinin onu affedişine gidiyordu herkes camiye. Tekbirini getiriyordu hafif
sesli, kul duymazdı belki de Rabbi de ona "Lebbeyk" diye nida
ediyordu. "BUYUR EY KULUM"
Namaz için sığmazdı kimse camilere, yollar bahçeler. Herkes
seccadesini kartonunu paylaşırdı, kimse boşta kalmasın diye herkes başkasının
namazını düşünürdü kendini değil, bu yüzden bayramdı, bu yüzden Hz. Allah
affetmeye kasem etmişti kullarını, bu kendi nefsini öteleyişten. Namaz biter,
kuyrukta beş dakika bekleyemeyen, yemeği geç gelince kızan insanlar, İmam
Efendi'nin son cümleleriyle Bayramlaşmak için halkaya geçerdi. O halka
büyüdükçe büyürdü, gidenler olurdu tabii, zaten o giderlerden dolayı gitmedi mi
eski Ramazanlar. Kalanlarla birlikte mahalle harman olurdu, Bayramın Mübarek
olsun, Hayırlı Bayramlar, Bayramın Bayram ola diyen yüreklerle bezenirdi o
heyecan. Hz. Allah meleklerini gönderirdi işte o gönüllere, gidin de görün
kullarımı; benim onları affımı bakın nasıl kutluyorlar. İçki içerek değil,
sapıtarak değil, aslını ve kulluğunu unutarak değil; bilakis acziyetini
hatırlayarak: Affedilişimiz mübarek olsun, Hz. Allahın rahmeti bereket olsun
diyerek kutluyorlar.
Evde ev halkı bekler camiden gelecekleri, kahvaltıya
oturulmadan Bayramlaşılır önce, herkes Babanın elini öper, yaşı ondan büyük
olsun küçük olsun Hanım da eşinin elini öperdi. Bayram böyle tebrik edilirdi.
Sanki şimdi yok mu diyenlere, elbet var ama gerçekten eski Ramazanlar kadar mı?
Ah işte, Eski Ramazanlar.
Siz de usandınız da bırakın bu yazıda diyelim istediğimiz
kadar öyle. Yarın Bayram, bugün arefe. Bilmek lazım kadrini kıymetini, küslük
acizlerin işidir, nefret kin keza. Küçük küçüklüğünü bilmesin varsın, büyük
kibirlensin dursun, sen uzat elini, biliriz ki veren al alan elden
üstündür.
Bayramınız Bayram olsun, Bayramı beklerken, Bayramınız
Suriye'nin de Bayramı olsun, Mısır'ın da, Somali'nin de.
Yahya Kemal'in Süleymaniye'de Bayram Sabahı şiiriyle de
tamam olsun yazı.
Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye'de
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.
Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı
Adamış sevdiği Allah'ına bir böyle yapı.
En güzel mabedi olsun diye en son dinin
Budur öz şekli hayal ettiği mimarının.
Budur öz şekli hayal ettiği mimarının.
Senelerden beri ru'yada görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.
Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını
Görüyor varliğının bir yere toplandığını;
Büyük Allah'ı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses...
Görüyor varliğının bir yere toplandığını;
Büyük Allah'ı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses...
Esen Kalın...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder