13 Temmuz 2013 Cumartesi

Çocuk olmanın dayanılmaz hafifliği ve Yeni Şansım

Bildiğimiz Küçüklükten bahsetmiyorum. İstediğiniz zaman yatıp sabah da istediğiniz zaman kalkıp mızmızlanarak kahvaltı yaptığımız zamanlardan değil. Ha bir çoğumuzun çocukluğu böyle de geçmemiştir o ayrı. Yaştan bağımsız olarak her an çocuk olmaktan bahsediyorum. Davul sesini duyunca mesela, bir iki vücud hareketiyle sese uyum sağlamaktan. Biraz önce davulcuyu duyunca bunu yaptım da. Bu sizce rasgele bir hareket olsa da beslendiği yer o içerdeki çocuk. Evde yürürken tavana el vurma çabası veya bir iki hip hop hareketi yapma isteği. Veya yalandan ağlamak sevdiğine. Annene mızmızlanmak. En yakın arkadaşınla ufakça güreşmek kahve içtiğin mekanda.

Hayal kurarken yatakta küçülmek mesela, dizleri içe doğru çekip hayal bitene kadar fark etmeden öylece kalakalmak ve sonra fark etmek ayakların yorulduğunu. Gece uyanınca sekerek gitmek mutfağa. Yalnız şöyle bir şey var; nedensiz yere çocuk olunmaz, yapamazsınız. Sizi çocuklaştıran bir şeyler olmalı, sevdiğiniz bir gün, an ve en önemlisi bir kişi. Mesela anneniz, en yakın arkadaşınız… O akşam Fenerbahçe’nin maçı varsa mesela, içinizdeki coşku yaşınızdaki büyüklüğü kimliğe ters yazar. Ufaklık oluverirsiniz bir anda. Mutluluğun basit örneklerindendir bu. Mesela, sizi tanımayan ama sizin hayalinizin baş aktörü, uykunuzun ilk yoldaşıysa onu göreceğiniz anlar vazgeçilmez, unutulmaz ve tarif edilmez anlardır.

Onu gördüğünüz anlarda hissettikleriniz bütün hayatınızın ritmini etkiler, sanki nefesinizi o veriyormuş gibi. Onu görmeme ihtimalinin sizi yok edeceğini düşünmek gibi. Vakitsiz yanan kırmızı ışık, yolunuza çıkan yaşlı teyze dişlerinizi sıkmanıza ve çaresizce kaderinize katlanmanıza sizi mecbur kılar. Ve artık geri sayım başlar ertesi gün için, bugün geçmiştir çünkü ama yarın taptaze bir gündür ve beklenilesidir.

Onu gördüğünüz an teyze anneniz, kırmızı ışık Picasso tablosu oluverir hayal dünyanızda. Vazgeçtiğiniz her şey için “olsuuun” dersiniz. Ertelemek yeni huyunuz, boş vermek sağ kolunuz olur. Veya tam tersi, daha heyecan dolu, daha azimli olur sistemli yaşar sekiz yıldır düzeltmediğiniz dolabınızı onun heyecanıyla en kral giyim mağazasının raflarından daha düzenli hale getirebilirsiniz. Hatta sizi görenler dekorasyon uzmanı zannedebilir. Tabi bir günlüktür bu, ertesi sabah onu tekrar görürüm de o da beni görürse diye en cafcaflı kıyafetlerinizi arar veya dün giymediğiniz yeni bir şeyler ararsınız. Yenilik üzerine kurulmaya başlar hayat fakat heyecanınızın hiç eskimemesini dilersiniz. O dersiniz, bugün beni görse, gülümsese, Merhaba dese. Halbuki ihtimal yoktur buna, alakasız bir yolda, alakasız bir dünyaya yürümektedir sizden. Ancak çarpışmanız kitapların yere düşmesi ve olayın kopması gerekmektedir ki o da en son Kayahan’ın Aşk Hikayesi klibinde olmuştur 50 sene önce.

Ama eğer, bir şekilde yolunuz kesişen biri varsa mesela, onu görüyor ve o da sizi görüyorsa amanın, değmeyin keyfinize. Terliyken su içmek gibidir en zor şeyler bile. Geç yatıp erken kalkmak yeni hobiniz, işleri anında bitirmeniz karakteriniz oluverir. Telefonu elinize onu düşündükten sonra alırsınız ki bu günde 1 milyona tekabül eder. Onun isminde geçen harfler en sevdiğiniz kelimelere yerleştirilir, ismi aratılır her yerde, siması çizilir sağa sola, kimselere söylemez kendiniz yaşarsınız saniyenin içinde bir saniyede. Gün odur,  sabah odur, gece odur. Her şey odur. Zaman odur. O’dur yani artık her şeyiniz. Bakın her şey o olmaya başladı bile.

Bu aralar böyle, siyaset politika ekonomi herkes yazıyor. Ben de pasaklı dünyamın yeni intizamını ve onun sahibini yazıyorum. Her şey o olunca, burası da o oluyor. Ne diyorum mesela biliyor musunuz, o olmasaydı şimdilerde ve sonrasında ve ölüme kadarki hayallerimde, eksik olurmuşum be ya. Hakikaten bak, ömrümün en güzel yılları onsuz eksik yaşamışım neyse ki bundan sonrası için epey şanslıymışım.

Yeni şansım, hoş geldin.



Esen kalın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder