Bildiğimiz Küçüklükten bahsetmiyorum. İstediğiniz zaman yatıp sabah da
istediğiniz zaman kalkıp mızmızlanarak kahvaltı yaptığımız zamanlardan değil. Ha
bir çoğumuzun çocukluğu böyle de geçmemiştir o ayrı. Yaştan bağımsız olarak her
an çocuk olmaktan bahsediyorum. Davul sesini duyunca mesela, bir iki vücud
hareketiyle sese uyum sağlamaktan. Biraz önce davulcuyu duyunca bunu yaptım da.
Bu sizce rasgele bir hareket olsa da beslendiği yer o içerdeki çocuk. Evde yürürken
tavana el vurma çabası veya bir iki hip hop hareketi yapma isteği. Veya yalandan
ağlamak sevdiğine. Annene mızmızlanmak. En yakın arkadaşınla ufakça güreşmek
kahve içtiğin mekanda.
Hayal kurarken yatakta küçülmek mesela, dizleri içe doğru
çekip hayal bitene kadar fark etmeden öylece kalakalmak ve sonra fark etmek
ayakların yorulduğunu. Gece uyanınca sekerek gitmek mutfağa. Yalnız şöyle bir
şey var; nedensiz yere çocuk olunmaz, yapamazsınız. Sizi çocuklaştıran bir
şeyler olmalı, sevdiğiniz bir gün, an ve en önemlisi bir kişi. Mesela anneniz,
en yakın arkadaşınız… O akşam Fenerbahçe’nin maçı varsa mesela, içinizdeki
coşku yaşınızdaki büyüklüğü kimliğe ters yazar. Ufaklık oluverirsiniz bir anda.
Mutluluğun basit örneklerindendir bu. Mesela, sizi tanımayan ama sizin
hayalinizin baş aktörü, uykunuzun ilk yoldaşıysa onu göreceğiniz anlar
vazgeçilmez, unutulmaz ve tarif edilmez anlardır.
Onu gördüğünüz anlarda hissettikleriniz bütün hayatınızın
ritmini etkiler, sanki nefesinizi o veriyormuş gibi. Onu görmeme ihtimalinin
sizi yok edeceğini düşünmek gibi. Vakitsiz yanan kırmızı ışık, yolunuza çıkan
yaşlı teyze dişlerinizi sıkmanıza ve çaresizce kaderinize katlanmanıza sizi
mecbur kılar. Ve artık geri sayım başlar ertesi gün için, bugün geçmiştir çünkü
ama yarın taptaze bir gündür ve beklenilesidir.
Onu gördüğünüz an teyze anneniz, kırmızı ışık Picasso tablosu
oluverir hayal dünyanızda. Vazgeçtiğiniz her şey için “olsuuun” dersiniz. Ertelemek
yeni huyunuz, boş vermek sağ kolunuz olur. Veya tam tersi, daha heyecan dolu,
daha azimli olur sistemli yaşar sekiz yıldır düzeltmediğiniz dolabınızı onun
heyecanıyla en kral giyim mağazasının raflarından daha düzenli hale
getirebilirsiniz. Hatta sizi görenler dekorasyon uzmanı zannedebilir. Tabi bir
günlüktür bu, ertesi sabah onu tekrar görürüm de o da beni görürse diye en
cafcaflı kıyafetlerinizi arar veya dün giymediğiniz yeni bir şeyler ararsınız. Yenilik
üzerine kurulmaya başlar hayat fakat heyecanınızın hiç eskimemesini dilersiniz.
O dersiniz, bugün beni görse, gülümsese, Merhaba dese. Halbuki ihtimal yoktur
buna, alakasız bir yolda, alakasız bir dünyaya yürümektedir sizden. Ancak çarpışmanız
kitapların yere düşmesi ve olayın kopması gerekmektedir ki o da en son Kayahan’ın
Aşk Hikayesi klibinde olmuştur 50 sene önce.
Ama eğer, bir şekilde yolunuz kesişen biri varsa mesela, onu
görüyor ve o da sizi görüyorsa amanın, değmeyin keyfinize. Terliyken su içmek
gibidir en zor şeyler bile. Geç yatıp erken kalkmak yeni hobiniz, işleri anında
bitirmeniz karakteriniz oluverir. Telefonu elinize onu düşündükten sonra
alırsınız ki bu günde 1 milyona tekabül eder. Onun isminde geçen harfler en
sevdiğiniz kelimelere yerleştirilir, ismi aratılır her yerde, siması çizilir
sağa sola, kimselere söylemez kendiniz yaşarsınız saniyenin içinde bir
saniyede. Gün odur, sabah odur, gece
odur. Her şey odur. Zaman odur. O’dur yani artık her şeyiniz. Bakın
her şey o olmaya başladı bile.
Bu aralar böyle, siyaset politika ekonomi herkes yazıyor. Ben
de pasaklı dünyamın yeni intizamını ve onun sahibini yazıyorum. Her şey o
olunca, burası da o oluyor. Ne diyorum mesela biliyor musunuz, o olmasaydı
şimdilerde ve sonrasında ve ölüme kadarki hayallerimde, eksik olurmuşum be ya. Hakikaten
bak, ömrümün en güzel yılları onsuz eksik yaşamışım neyse ki bundan sonrası
için epey şanslıymışım.
Yeni şansım, hoş geldin.
Esen kalın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder