“Tahammül etmenin zorluğuyla nefret etmenin kolaylığı Nascar’da yarışır.”
Bu yazıda biraz daha pragmatik davranıp günlük hayatımızda kullandığımız terimleri, sosyal kurumları ele alıp kendi dilimizce çevirip aktarmaya çalışacağım.
Cümleler intihal değildir, alıntılar vardır, yorumlamalar vardır kaynakçayı da en sonda belirteceğim, sıkıntı yok.
Başlayalım.
1-Sosyal Kurumların Ortaya Çıkması
Her kurum bir gereksinmeye yanıt olarak doğar. Toplumsal ihtiyaçlar kişilerin bireysel taleplerinin halkın genelinde yanıt bulması üzerine ihtiyaç genelleşir ve sosyal bir arzu olarak devletten istenilir. Bu diplomatik veya bürokratik yollarla olmasa bile yaşantılar bunu devlete hissettirebilir.
Ama aynı kurum tüm toplum için işlevsel olmayabilir. Diyanet işleri buna örnek olarak gösterilebilir.
Sünni kesimler için büyük bir anlam ifade ederken Alevi, Şii(azınlıkta olsa da) Hıristiyan kesimler için çok da bir şey ifade etmez. Hatta Devletin seküler yapısına aykırı bir kurum olduğu da hala tartışılır ve tartışılmaktadır.
Bu analizde son olarak şunu ifade etmek de fayda var; İşlevini yitirdiği halde varlığını sürdüren kurumlar bulunabilir. Ama toplumsal yaşam için engel durumuna gelmiş kurumların varlıklarını sürdürebilmesi mümkün değildir.
Ruhban okulu tartışması, 35. Madde, Emasya (Kısa süre önce kaldırıldı) bunlara örnek verilebilir.
2-Devletin somut olarak ortaya çıktığı dönem
Devlet öyle atılıp tutuldüğü gibi ilk insanlarla falan doğmadı. Devlet “Ulusal Toplum” toplum aşamasından sonra ortaya çıktı. Ulusal Toplum aşaması ise Feodalite’nin yıkılmasından sonra yani 16. Ve 17. YY’dan sonra tam manasıyla kendini oluşturdu. Çünkü devlet kurumunun oluşabilmesi için Egemen Gücün meşru bir şekilde kendi hükümranlığını sağlaması gerekiyor. (Bu seçimle de olabilir kast sistemiyle de v.s de)
3-Emperyalizmin Oyunu mu bu?
Hani son zamanlarda moda olan bir terim varya “emperyalizm” amiyane tabirle sömürü düzeni. Gerçi ikisi de amiyane ama olsun. ( Yıldıray Oğur’un bugünkü yazısın da tavsiye ederim bu konuda, http://www.duzceyerelhaber.com/kose-yazi.asp?id=2917&y%FDld%FDray_o%F0ur-bana_emperyalizmin_bir_oyunu_mu_bu_)
Gelişmiş ülkelerin Siyasal Kurumlarını biçimsel olarak taklit eden geri kalmış ülkeler asıllarına benzer şekilde işlemiyorlar. Çünkü esinlendikleri kurumun doğup geliştiği toplumsal yapıdan yoksunlar. Hal böyle olunca değişim gerçekleşse yani Egemen güç değişse bile Ülke dinamiklerinin tam oturması mümkün olmuyor. Çünkü gelişmiş toplumların geçirmiş olduğu evreleri geçirmeden bir anda hatta jakoben bir şekilde siyasal rejimlerinin değişmesiyle karşı karşıya kalıyorlar.
Irak’a demokrasi götürme tutkusunun hüsranla sonuçlanmasının nedeni budur. Hayatlarında demokrasi görmemiş, seçme hakkı nedir bilmeyen siyasal mekanizmalarda bırakın etkin şekilde edilgen bir şekilde bile yer almamış bireylerin yaşamış olduğu uyum sorunu ve sendromu ülkenin yapılanmasını geciktirdiği gibi halkın kendi iç huzurunu sağlayabilmesine de engel olmuştur.
Bunun örneklerini yakın zamanda Mısır’da Tunus’da Libya’da yaşadığımızdan ve yaşayacağımızdan emin olabilirsiniz.
4-Toplumun tepkilerinin Sosyal Yansıması
Evlilik öncesi cinsel ilişkiye girmenin yasak olduğu toplumlarda farklı çözümler bulunur bireyler tarafından. Ekonomik zorluklar içerisinde olan kişi, baskılardan da çekindiği için sevdiği kişiyi kaçırmaya mecbur kalır. Böyle bir durumda bu “kız kaçırma” kurum olarak toplum literatüründe yerini alır. Ancak bu eylem baskının olmadığı bir ortamda, yani cinsel özgürlüğün ve ekonomik yeterliliğin olduğu bir ortamda gerçekleşirse bu “sapkınlık” olarak ifade edilir.
Ve devamı gelecek olan yazıyı güzel bir ifadeyle bitirelim.
“Benzeyenlerden oluşan bir toplumda benzemeyenleri anlama gereksinimi yoktur”
Kaynakça:
Ahmet Taner Kışlalı, (Siyaset Bilimi 1989)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder