Aslında bunun aslı Mustafa Denizli’nin yıllar önce bir maçtan sonra (spekülatif haber yapan ve kötü oynadığı söylenen ) bazı kesimleri hedef göstererek: ”içimizdeki İrlandalıları temizlememiz lazım” demişti. O gün bugündür kullanılır bu söz öbeği. Yani nankör, ispiyoncu, ajan sıfatlarına karşılık olarak kullanır ve onları yaftalarız. Kötüdür bu öbek kötü yani.
Ama…
Ben bu sefer öyle kullanmadım. Ömer Üründül’ün “korkunç bir gol” (çok güzel olduğunu söylemeye çalışıyor) demesi gibi yazayım dedim. Çünkü gerçekten içimizde kötü vecizeler kullanılamayacak kadar Afrikalılar var, iyi saatte olsunlar eksilmesinler artsınlar. (Sayı olarak Bkz. Star Wars Android ordusu)
Haftalar değil daha bir hafta önce kampanyalar başlatıldı Türkiye’de. Kampanyalar başlar başlamaz açlık ne demek konuşur olduk, adamlar ölüyor dedi herkes ölmenin ne demek olduğunu bilmeden, bilmeye gerek de yoktu hani. Açlık demek, halsizlikten ağlayamamaktı, vücutta temiz sıvı olmadığı için göz yaşı bile dökememekti. Bilirsiniz göz yaşı dökemeyen bir insanın gözleri körlük tehlikesi yaşar ve göz ağrısı denen şey diş ağrısıyla Nascar’da yarışır.
Biz sofrasına tek başına oturmayan Hz. İbrahim’i düşünerek açlık dedik, “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” diyen bir Peygamberin dünya görüşündeki o geniş ufku düşünüp açlık dedik, Kapısına “bana yiyecek bir şeyler ver diyene “yemek için verecek bir şeyim yok ama evimin anahtarını verebilirim” diyen ve İslamiyet’in en tepesindeki insan olan Hz. Ebu Bekir’i bildiğimiz için açlık dedik, biz elindeki son azığı Çanakkale’de ordusuna gönderen ve postallarını yakıp da yiyen bir ecdadın nesilleri olduğumuz için açlık dedik, iftar çadırlarını garibanlar da yesin diye kurduğumuz için ( her şeye rağmen) açlık dedik, otobüs yolculuklarında elimizdeki hurmayı yolcularla paylaşmayı bildiğimiz için açlık dedik. Biz sıcaklarda kapımızın önüne bir tas su koyup mahlukatı unutmayacak kadar düşünceli ve naif olduğumuz için açlık dedik.
Velhasıl biz aç kaldığımız ve aç kalmayı bildiğimiz için açlık dedik.
Biz sofrasına tek başına oturmayan Hz. İbrahim’i düşünerek açlık dedik, “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” diyen bir Peygamberin dünya görüşündeki o geniş ufku düşünüp açlık dedik, Kapısına “bana yiyecek bir şeyler ver diyene “yemek için verecek bir şeyim yok ama evimin anahtarını verebilirim” diyen ve İslamiyet’in en tepesindeki insan olan Hz. Ebu Bekir’i bildiğimiz için açlık dedik, biz elindeki son azığı Çanakkale’de ordusuna gönderen ve postallarını yakıp da yiyen bir ecdadın nesilleri olduğumuz için açlık dedik, iftar çadırlarını garibanlar da yesin diye kurduğumuz için ( her şeye rağmen) açlık dedik, otobüs yolculuklarında elimizdeki hurmayı yolcularla paylaşmayı bildiğimiz için açlık dedik. Biz sıcaklarda kapımızın önüne bir tas su koyup mahlukatı unutmayacak kadar düşünceli ve naif olduğumuz için açlık dedik.
Velhasıl biz aç kaldığımız ve aç kalmayı bildiğimiz için açlık dedik.
Yani bizim deyişimiz farklıydı. İçtendi. Gönüldendi.
Neden mi ?
Çünkü Yunanistan’a gönderdiği yardımın (154 milyar dolar) 334/1’i ile Afrika’yı açlıktan kurtaracak bir topluluğun (Avrupa Birliği) yaptığı yardımın (5 milyon dolar) katlarını Afrika’ya gönderdiğimiz için.
Yıllarca hatta bazen asırlarca sömürdükleri topraklara yardım gönderemeyecek kadar soğuk ve gaddar oldukları için. Aslında hak vermek lazım, çünkü onların da isyanı vardı artık. Daha fazla maaş istiyorlardı az vergi istiyorlardı yani onların derdi daha büyüktü.
Değil miydi yoksa ?
Değil miydi yoksa ?
İçimizdeki Afrikalı sen küpeli çocuk sağ ol.
Sen sakallı, sakallı Afrikalı sağ ol.
Arjen abla, Sarışın Afrikalı sağ ol.
Durmuş dede koyun gönderdin, cömert Afrikalı sağ ol.
Siz starbucks kızları, temiz yüreğiniz için, Afrikalılar, sağ olun.
İçimizdeki Afrikalılar hep sağ olun hep var olun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder